Mücahit Özden Hun

KOLOMB HİNDİSTAN’A GİDİYORDU, ŞİMDİ HİNDİSTAN GELDİ

Paylaş

Değerli Okuyucular, Son yıllarda Amerika’da dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor. Hindistan kökenli göçmenlerin çocukları iş dünyası ve siyasette zirveye tırmanıyorlar. New York Belediye Başkanlığı için yarışan adaylardan biri, Hindistan kökenli Zohran Mamdani. Genç, enerjik ve iddialı bir siyasetçi. Kampanyasında yoksulluk, ulaşım adaleti ve konut krizi gibi konulara odaklanıyor. Duruşu hem Amerikan hem de Hint kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Zohran Mamdani

Zohran Mamdani, 18 Ekim 1991’de Kampala (Uganda)’da doğdu. Ailesi, Hindistan kökenli bir Müslüman ailedir. Babası dünyaca tanınan siyaset bilimci ve tarihçi Mahmood Mamdani, annesi ise ünlü film yönetmeni Mira Nair’dir Mamdani, çocuk yaşta ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı.New York’un Bronx Science Lisesi’nde okudu, ardından Bowdoin College’da Africana Studies (Afrika Çalışmaları) bölümünden mezun oldu.

Mamdani’nin adaylığı, yalnızca New York siyasetinde değil, tarihin uzun çizgisinde de dikkat çekici bir dönüm noktası gibi görünüyor. Çünkü bundan beş yüz otuz yıl önce, bir Avrupalı denizci Hindistan’a gitmeye çalışırken, bugün Hindistan’ın çocukları Amerika’nın kalbine ulaştı. Bir zamanlar Kolomb Hindistan’a varmak için batıya yelken açmıştı. Şimdi Hindistan, fikirleriyle, emeğiyle ve başarısıyla Amerika’ya geldi.

  1. YÜZYIL: BAHARATIN KOKUSUYLA BAŞLAYAN BÜYÜK YARIŞ

1400’lü yılların sonunda Avrupa’da büyük bir arayış vardı: “Hindistan’a nasıl ulaşırız?” O dönemde ipek, baharat, altın, inci ve değerli taşlar hep Asya’dan, yani Hindistan ve Uzak Doğu’dan geliyordu. Ama bu mallar Arap ve Osmanlı tüccarları aracılığıyla Avrupa’ya ulaştığı için fiyatlar çok yüksekti. Avrupalılar doğrudan Hindistan’a ulaşacak bir deniz yolu bulmak istiyordu. Böylece hem aracıları ortadan kaldıracaklar hem de Asya zenginliklerini tek başına ele geçireceklerdi. İşte bu hedef, 15. yüzyılın en güçlü iki denizci krallığını- Portekiz ve İspanya’yı- birbirine rakip haline getirdi. Her iki ülke de dünyanın çevresini dolaşarak “doğunun altın kapılarına” ulaşma hayali kuruyordu. PORTEKİZ ÖNDEN ÇIKTI Portekiz Kralı, “Denizci Prens” olarak tanınan Henrique’in öncülüğünde Afrika kıyılarını haritalamaya başladı. Amaç, Afrika’nın güneyinden dolaşıp doğuya, yani Hindistan’a varmaktı. 1488’de Bartolomeu Dias, bugünkü Güney Afrika’nın ucuna ulaştı ve buraya “Ümit Burnu” adını verdi. On yıl sonra, 1498’de Vasco da Gama, bu burnu geçerek Hindistan’ın batı kıyısındaki Kalikut (Calicut) limanına vardı. Bu, insanlık tarihinin en büyük deniz keşiflerinden biriydi: Avrupa, ilk kez doğrudan Hindistan’a deniz yoluyla ulaşmıştı. İSPANYA GERİ KALMAK İSTEMEDİ: BİR BAŞKA YOL, BATIDAN Portekiz doğudan giderken, İspanya başka bir fikirle sahneye çıktı. O sırada adı çok da bilinmeyen bir denizci, Kristof Kolomb, kraliyet sarayına bir öneri sundu: “Dünya yuvarlaktır. Eğer batıya gidersem, Hindistan’a daha kısa yoldan ulaşırım.” Aslında o dönemde dünyayı yuvarlak sanmak yeni bir fikir değildi; antik çağlardan beri eğitimli insanlar bunu biliyordu. Fakat Kolomb’un farkı, dünyanın çevresini yanlış hesaplamış olmasıydı. Gerçek uzunluğu 40.000 kilometre olan dünya çevresini, sadece 29.000 kilometre zannetmişti. Ayrıca Asya’yı da olduğundan çok daha büyük sanıyor, Avrupa’nın hemen batısında yer aldığını düşünüyordu. Bu nedenle, “birkaç haftalık bir yolculukla Hindistan’a ulaşırım” diye düşündü. Önce Portekiz Kralı’na teklif etti ama reddedildi. Ardından İspanya Kraliçesi Isabel ve Kral Ferdinand’ı ikna etti. Onlardan aldığı destekle 1492 yılında, üç gemiyle (Santa María, Pinta ve Niña) Atlantik Okyanusu’na açıldı. HİNDİSTAN YERİNE AMERİKA’YA VARIŞ Aylar süren yolculuktan sonra Kolomb, 12 Ekim 1492’de kara gördü. Gittiği yer bugünkü Bahamalar Adaları idi. Ardından Küba ve Hispaniola’ya (bugünkü Haiti ve Dominik Cumhuriyeti) ulaştı. Ama Kolomb, bunların Asya’nın doğu kıyılarındaki adalar olduğuna inandı. O yüzden buralara “Batı Hindistanlar (Las Indias Occidentales)” adını verdi. Karşılaştığı yerli halklara da “Hintliler (Indios)” dedi. İşte “American Indian” tabiri de bu yanılgıdan doğmuştur. Kolomb hayatı boyunca dört kez Amerika’ya gitti (1492, 1493, 1498 ve 1502). Ama her seferinde hâlâ Hindistan’a ulaştığını zannediyordu. Yeni bir kıta keşfettiğini hiç anlamadı. 1506 yılında, İspanya’nın Valladolid şehrinde öldüğünde hâlâ şöyle diyordu: “Ben Asya’ya, Hindistan’a giden batı yolunu buldum.” GERÇEĞİ FARK EDEN: AMERİGO VESPUCCİ Kolomb’un ölümünden iki yıl önce, Floransalı denizci Amerigo Vespucci, Güney Amerika kıyılarını keşfetti ve buraların Asya’ya ait olmadığını fark etti. 1503’te yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Biz, Asya’nın kıyılarına değil, tamamen yeni bir dünyaya ulaştık.” 1507’de Alman haritacı Martin Waldseemüller, bu keşifleri haritasına işledi ve kıtanın adını Amerigo’nun onuruna, “America” koydu. Böylece Kolomb’un ömrü boyunca fark etmediği gerçek, ölümünden sonra tüm dünyaya duyuruldu. YENİ TOPRAKLAR KİMİN OLACAK? PAPA ARAYA GİRİYOR Kolomb’un Amerika’ya ulaşması, Portekiz ile İspanya arasında büyük bir gerginlik yarattı. Çünkü herkes şu soruyu sormaya başladı: “Yeni bulunan topraklar kime ait olacak?” İki Katolik krallık birbirine düşmek üzereydi. Bu krizi çözmek için Papa VI. Alexander araya girdi. 1494 yılında Tordesillas Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla dünya, hayalî bir çizgiyle ikiye bölündü:

  • Çizginin doğusu (Afrika ve Asya tarafı) Portekiz’e,
  • Batısı (Amerika tarafı) İspanya’ya verildi.

Bu anlaşma yüzyıllar sürecek bir sömürge paylaşım düzeninin başlangıcıydı. Portekiz, Brezilya’dan Hindistan’a kadar uzanan bir ticaret ağı kurarken, İspanya Meksika, Peru ve Filipinler’de dev bir imparatorluk inşa etti. “AMERICAN INDIAN” TERİMİNİN DOĞUŞU Kristof Kolomb’un keşfinden önce Amerika’da yaşayan halklara bugün “American Indian” deniyor. Elbette bu halkların Hindistan’la bir ilgisi yok. Teriminin kökeni, Amerika kıtasının Avrupa tarafından yanlış keşfine ve coğrafi bir yanılgıya dayanır. 1492’de Kristof Kolomb, Karayip adalarına vardığında burayı “Las Indias” (Hindistanlar) olarak adlandırdı. Karşılaştığı yerli halklara da “indios” (İspanyolca “Hintliler”) dedi.  Bu yanlış adlandırma, Avrupa dillerinde kalıcı oldu: İngilizceye “Indian”, Fransızcaya “Indien”, Türkçeye “Kızılderili / Amerikan yerlisi” olarak geçti. Yani “American Indian” ifadesi aslında coğrafi bir hatanın ürünüdür: Amerika kıtasının Asya zannedilmesi. 16.–17. yüzyıllarda Avrupa’da “Indian” sözcüğü tüm Amerika kıtasının yerli halklarını tanımlamak için kullanılmaya başlandı. 18.–19. yüzyıllarda “Red Indian” (Kızıl Derili) gibi ırkçı ve indirgemeci ifadeler de ortaya çıktı. 20. yüzyılda bu terim eleştirilmeye başlandı çünkü “Indian” hem Hindistanlıları hem de Amerika yerlilerini tanımlıyordu, bu da karışıklık ve kolonyal çağrışımlar yaratıyordu. United States bağlamında bugün resmî belgelerde “American Indian and Alaska Native” ifadesi kullanılır. Ancak birçok yerli topluluk “Native American” veya daha doğrudan “Indigenous Peoples” (Yerli Halklar) terimini tercih eder. BEŞ ASIR SONRA RÜZGÂR TERSİNE DÖNDÜ Aradan beş yüz yıldan fazla geçti. Bir zamanlar Batı, Doğu’nun zenginliğini arıyordu. Bugün Doğu’nun çocukları, Batı’nın kalbine yerleşti. Artık Hindistan’a gidilmiyor; Hindistan geliyor. Amerika’nın iş dünyası, bilimi ve siyaseti artık Hindistan kökenlilerle dolu. Google’ın CEO’su Sundar Pichai, Microsoft’un başındaki Satya Nadella, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, ve şimdi New York belediye başkan adayı Zohran Mamdani… Hepsi Hindistan kökenli, ama Amerika’nın geleceğini şekillendiriyorlar. Bir zamanlar Kolomb Hindistan’a ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi Hindistan’ın çocukları Amerika’nın en yüksek binalarında, laboratuvarlarında, meclislerinde söz sahibi. Tarih bazen sessizce daire çizer. Kolomb’un rotası batıya giderken aslında doğuya dönmüştü. Bugün de dünya aynı daireyi tamamlıyor. Bir zamanlar Avrupa’dan Asya’ya açılan yelkenler, şimdi Asya’dan Amerika’ya uzanıyor. Mamdani’nin adaylığı, yalnızca New York siyasetinde değil, tarihin uzun çizgisinde de dikkat çekici bir dönüm noktası gibi görünüyor. Çünkü bundan beş yüz otuz yıl önce, bir Avrupalı denizci Hindistan’a gitmeye çalışırken, bugün Hindistan’ın çocukları Amerika’nın kalbine ulaştı. Ancak tarihin ironisi şu ki, adı “Indian” olarak yanlışlıkla verilen Amerika’nın yerli halkı hâlâ rezervasyonlarda yoksullukla mücadele ederken, gerçek Hindistan’ın çocukları şimdi bu ülkenin zenginliği ve zirvesi için yarışıyor. Ne garip!    

Devamını oku

TÜRKİYE’DE SİYASETİN AHLAKİ KRİZİ

Türkiye Siyaseti

TÜRKİYE’DE SİYASETİN AHLAKİ KRİZİ

Değerli Okuyucular, Bazı ülkelerde siyaset, toplumun ortak aklını büyütmek için yapılır. Bazı ülkelerde ise siyaset, insanın içindeki en zayıf tarafları büyüten bir sahneye dönüşür. Türkiye uzun zamandır bu ikinci sahnenin ağır gölgesi altında yaşıyor. Siyasetin asıl amacı nedir? Toplumsal refahı artırmak, huzuru sağlamak, güvenliği teminat altına almak, adaleti güçlendirmek, insan

Mücahit Özden Hun
CHP, KÜRT SORUNU VE YENİ YÜZYILDA SOSYAL DEMOKRASİ ARAYIŞI

Türkiye Siyaseti

CHP, KÜRT SORUNU VE YENİ YÜZYILDA SOSYAL DEMOKRASİ ARAYIŞI

Değerli Okuyucular, Bazı meseleler vardır; onları yalnızca güvenlik raporlarıyla, seçim hesaplarıyla ya da bürokratik kavramlarla anlayamazsınız. Çünkü onlar aynı zamanda bir hafıza, bir kırgınlık, bir aidiyet ve birlikte yaşama krizidir. Türkiye’de Kürt meselesi tam da böyle bir meseledir. Türkiye uzun yıllar boyunca Kürt sorununu yalnızca devletin diliyle anlamaya çalıştı.

Mücahit Özden Hun