Mücahit Özden Hun

Baharlı Mahallesi Aile Şecereleri ve Resimler: (DÖRDÜNCÜ BÖLÜM)

Değerli okuyucular,

Bu bölümde sizlere yalnızca birtakım aile şecereleri ve eski fotoğraflar sunmayacağım. Aslında bu sayfalarda, Baharlı Mahallesi’nin insan hafızasını, aile bağlarını ve kuşaktan kuşağa taşınan ortak geçmişini bir araya getirmeye çalışacağım. Çünkü bir mahallenin tarihi yalnızca sokaklarından, evlerinden ve resmî kayıtlardan ibaret değildir. Asıl tarih, o sokaklarda büyüyen insanların hikâyelerinde, ailelerin birbirine uzanan kollarında, eski bir fotoğrafın arkasında unutulmaya yüz tutmuş isimlerde saklıdır.

Bu kapsamlı ve oldukça yorucu çalışmada beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan, bilgisiyle, sabrıyla ve sürekli desteğiyle çalışmanın ortaya çıkmasında büyük emek sahibi olan eski muhtarımız Necdet Karatepe’ye hepinizin huzurunda teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Bir mahalleyi sevmek, yalnızca onun muhtarlık mührünü taşımak değildir. Bir mahalleyi gerçekten sevmek; insanlarını tanımak, geçmişini bilmek, acısını ve sevincini paylaşmak, hiçbir ayrım gözetmeden herkesi aynı samimiyetle kucaklayabilmektir. Necdet Karatepe, ilgisi, yardımseverliği ve fedakârlığıyla bugün bu anlayışın ve Baharlı Mahallesi ruhunun en güzel temsilcilerinden biridir.

Baharlı Mahallesi’nin Cumhuriyet dönemindeki nüfus yapısının şekillenmesi 1920’li yıllardan itibaren başladı. Mahalleye ilk yerleşen topluluk Terekemeler oldu. Bu anlamda onlar, bugünkü Baharlı Mahallesi’nin Cumhuriyet dönemindeki ilk kurucu aileleri olarak kabul edilebilir.

Terekeme aileleri kimi zaman mensup oldukları boyların, kimi zaman da geldikleri köylerin adlarıyla anıldılar. Mahallenin ilk ve en önemli kollarından biri “Çığın Karakoyunlu” adıyla bilinen topluluktu. Daha sonraki yıllarda Saraçlı (Pırçoy), Hacıağa ve diğer aile grupları da mahallede yerlerini aldılar.

Bu aileler arasında zamanla evlilikler gerçekleşti; akrabalıklar çoğaldı ve kısa süre içerisinde güçlü bir toplumsal kaynaşma meydana geldi. Aynı kökten veya birbirine yakın aile çevrelerinden gelmelerine rağmen, 1934 Soyadı Kanunu sonrasında bu ailelerin farklı soyadları almaları, bugün aynı kökten gelen insanların farklı aile adları altında görülmesine yol açtı. Bu nedenle yalnızca soyadlarına bakarak aile bağlarını anlamak çoğu zaman mümkün değildir. Şecerelerin önemi de tam burada ortaya çıkmaktadır.

Baharlı Mahallesi’nin toplumsal yapısındaki ikinci önemli değişim ise 1930 yılı sonbaharında yaşandı. Ağrı Dağı İsyanı’nın Eylül 1930’da bastırılmasının ardından Ağrı Dağı çevresindeki bazı Kürt köylerinin —Adetli, Karahacılı, Kolukent, Karagüney ve çevredeki diğer yerleşimlerin— Yasak Bölge kapsamına alınmasıyla birlikte, burada yaşayan bazı Kürt aileler yeni yerleşim yerlerine yöneldiler.

Bu süreçte Ahmed Şemo ve Ali Mirze Bey 1930 yılı sonbaharında aileleriyle birlikte Baharlı Mahallesi’ne yerleştiler. Onları başka Kürt aileler izledi. Daha sonraki yıllarda Azerbaycan Türkü ailelerin de mahalleye yerleşmesiyle Baharlı, farklı kökenlerden insanların aynı sokakları, aynı komşulukları, aynı sevinçleri ve aynı acıları paylaştığı çok renkli bir mahalle kimliğine kavuştu.

Ancak Baharlı Mahallesi’nin tarihsel dokusunun ve kültürel karakterinin oluşmasında Terekeme ailelerin belirleyici bir yeri vardır. Mahalleye daha sonra yerleşen aileler de zaman içerisinde bu kültürel çevrenin doğal bir parçası olmuş; komşuluklar, dostluklar ve evliliklerle hayatlar birbirine karışmıştır. Bugün artık bu geçmişi birbirinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir. Baharlı’nın gerçek hikâyesi, tam da bu iç içe geçmiş hayatların hikâyesidir.

Bu nedenle çalışmada önce mahallenin ilk yerleşik aileleri olan Terekeme ailelere, onların şecerelerine ve fotoğraflarına yer verdim. Ardından mahalleye daha sonraki yıllarda yerleşen Kürt ve Azerbaycan Türkü aileleri de aynı anlayış içerisinde çalışmaya dâhil ettim. Amacım herhangi bir aileyi diğerinden öne çıkarmak değil; mümkün olduğu ölçüde Baharlı Mahallesi’nin ortak hafızasını eksiksiz biçimde kayıt altına almaktır.

Bu çalışmanın en zor taraflarından biri eski fotoğraflara ulaşmak, fotoğraflardaki kişileri doğru biçimde belirlemek ve aile şecerelerini kuşaklar boyunca mümkün olduğunca hatasız oluşturmaktı. Bazen bir fotoğraftaki ismi tespit etmek için birçok kişiyle konuşmak, bazen aynı aileye ilişkin farklı bilgileri karşılaştırmak gerekti. Bu nedenle ortaya çıkan çalışma, tek kişinin hafızasına değil, çok sayıda insanın katkısına ve ortak hatırlamasına dayanmaktadır.

Buna rağmen şecerelerde, isimlerde veya fotoğraf açıklamalarında hata bulunması elbette mümkündür. Böyle bir hata varsa bunun sorumluluğu öncelikle bana aittir. Hiç kimsenin bunda bir kasıt aramamasını özellikle rica ediyorum. Bana ulaştırılacak her düzeltme dikkatle değerlendirilecek ve gerekli değişiklik gecikmeden yapılacaktır.

Aynı şekilde ailesinin şeceresine veya fotoğraflarına bu çalışmada yer verilmediğini düşünen Baharlı Mahallesi dostlarım da ellerindeki bilgi ve belgeleri bana ulaştırabilirler. Çünkü bu çalışma kapanmış bir dosya değil, Baharlı Mahallesi’nin yaşayan hafızasıdır. Yeni bilgiler, yeni fotoğraflar ve yeni tanıklıklarla büyümeye devam edecektir.

Ve ne güzel bir tesadüftür ki, tam da bu çalışmayı hazırladığım günlerde mahallemizin değerli evlatlarından, kıymetli büyüğüm Mecit Taşan bana bir şiir ulaştırdı.

Şiiri okuduğumda, onun yalnızca bir kişinin duygularını değil; geçmişte kalan dostları, kaybettiğimiz büyüklerimizi, eski düğünleri, mahalle sohbetlerini ve giderek uzaklaşan bir dönemi anlattığını düşündüm. Sanki bu şecere çalışmasının niçin yapıldığını birkaç dizeyle özetliyordu.

Çünkü insan gider, evler değişir, sokakların görünüşü değişir; fakat isimler kayda geçirilir, yüzler fotoğraflarda korunur ve hatıralar yazıya dökülürse geçmiş bütünüyle kaybolmaz.

Bu nedenle Baharlı Mahallesi’nin ailelerini, yüzlerini ve hatıralarını anlatmaya başlamadan önce sözü Mecit Taşan’a bırakmak istiyorum.

UNUTULAN GÖNÜL

Gözden ırak olan divane gönül
Ne çabuk unuttu o, eş-dosd meni
Bu hal acı gelir sevene gönül
Ne çabuk unuttu o, eş-dost meni

Bir zamanlar zirvelerde gezerdin
Elde mendil toy-düğünde süzerdin
Sazın, sözün, bazan şiir yazardın
Ne çabuk unuttu o, eş-dost meni

O, qedir bilenler çıxdı aradan
Ata, ana, emi birbir sıradan
Yada saldığ, sana ayan Yaradan
Ne çabuk unuttu o, eş-dost meni

Yaşım yetmiş, işim bitmiş dermisin
Dert-gem gelip dört yanımı sarmasın
Zaman çarğı menziline ermesin
Ne çabuk unuttu o, eş-dost meni

Mecit, sen de Baharlı'da doğmuşsun
Bazan duygulanıp, bazan coşmuşsun
Gençliğinin ardı sıra bağmışsın
Ne çabuk unuttu o, eş-dost meni

Mecit Taşan
15 Ekim 2023 — Bursa

 

TEREKEME NÜFUS AİLE ŞECERELERİ VE RESİMLER

 

 

NECDET KARATEPE ANLATIYOR

1963 Iğdır Baharlı Mahallesi doğumluyum yani 63 yıldır bu şehrin ve mahallenin ruhunu içimde taşıyorum. Babamın adı Bayram, annemin Cevahir’dir. Yedi kardeşli bir aileye mensubum. Kardeşlerim Cevdet, Nermin, Şirvan, Ender, Hakan ve Seval’dır.  Serpil Hanımla evliyim. Tolga ve Bayram isimli iki çocuk babasıyım. 

15 yıl Baharlı Mahallesi muhtarı olarak hizmet ettim. Benim bilgim dahilinde Baharlı Mahallesi’nde muhtarlık yapan isimler arasında Nesir Taşan, Rüstem Gülbaşaran, Topal Kadir, Zorba Coşar, Ali Bilen, Alahan Bey, Hanım Başaran.

Babam askerlik dönüşü Mecit Hun işlettiği kulüpte yöneticilik yaptı. Buraya ilçenin bürokratları ve tanınmış isimleri gidip gelirdi. Babamın da böylece geniş bir çevresi olmuştu. Sanırım kulüp 1968’ta kapandı. Babam, Mecit Hun’un da referans olmasıyla adliyde odacı olarak memur oldu. Daha sonra tapu müdürlüğünde ve maliyede çalıştı.  Annem ev kadınıdır.

Baharlı Mahallesindeki Terekemeler kendi aralarında geldikleri yerin ismine göre isimler aldılar. Ancak bugün Baharlı Mahallesindeki Terekeme ailelerin tamamı Erivan ve Vedibasar tarafından gelmişlerdir. Vedibasar’da Çığın Karakoyunlu ismiyle bir köyde oturuyorlardı. Sanırım Vedibasar civarında ve Zengezur’da Baharlı adıyla başka Terekeme köyleri de varmış. Kaça-Kaç döneminde birkaç yıl Batı Azerbaycan’da Merend bölgesinde kalmışlar. 1920’den itibaren yavaş yavaş Iğdır tarafına gelmişler. Çığın Karakoyunlusu olarak bilinen büyük ailemizin tamamı Baharlı Mahallesine yerleşir. Daha sonra Saraçlı (Pırço) ve Hacıağa’dan gelenler de bu mahalleye yerleşirler. Bazı aileler sıtma nedeniyle Ağrı tarafındaki Mengeser köyüne giderler. Bunların bir kısmı geri döner bir kısmı orada kalır. Evlilik nedeniyle aileler arasında yakın bağlar kurulur.

ÇETİN İDEN ANLATIYOR

1962 yılında Iğdır Baharlı Mahallesinde dünyaya geldim. Babamın adı Bilal annemin Nazlı’dır. Sekiz kardeşli bir aileye mensubum. Kardeşler; Saniye, Altay, Hanlar, Beyler, Nazmiye, Gülsen, Senem ve Çetin’dir. Fatma Hanım’la evliyim. Üç çocuk babasıyım. Çocuklarım; Teoman, Tülay ve Kadir’dir.

Babamın Mehmet (eşi Kudret Hanım) isimli bir kardeşi vardı. Büyükbabamın adı Mustafa, eşinin adı Senem’dir. Baharlı Mahallesindeki Terekemeler kollar halinde bilinirler. Bizler Saraçlı grubuna dahiliz.

ÇETİN İDEN KİMDİR?

Bir şehirde uzun yıllar görev yapmakla, o şehrin insanlarının güvenini kazanmak aynı şey değildir. İlki zamanla, ikincisi insanlarla kurulan ilişkiyle mümkündür. Çetin İden, yaklaşık kırk yıllık kamu hizmetini Iğdırlılarla kurduğu yakınlıkla birleştiren, tecrübesi kadar uzlaştırıcı kişiliğiyle de tanınan bir idarecidir.

1962 yılında Iğdır’da doğan İden, memleketinin köklü ailelerinden birine mensuptur. İlk ve ortaöğrenimini Iğdır’da tamamladıktan sonra Sosyal Bilimler Yüksekokulundan mezun oldu. Ailesinden aldığı değerleri, devlet hizmetinin gerektirdiği sorumluluk ve disiplinle birleştirerek kamu yönetiminde uzun bir meslek hayatına adım attı.

Iğdır’ın 1992 yılında il olması, onun görev hayatında da önemli bir dönüm noktasıydı. Aynı yıl İl Mahalli İdareler Müdürü olarak göreve başladı. İlin yeni yönetim yapısının oluştuğu yıllardan bugüne uzanan hizmeti boyunca farklı valilerle çalıştı. Bugün İdare ve Denetim Müdürlüğü adıyla sürdürülen görevi, onu Iğdır’ın idarî geçmişini ve yerel meselelerini yakından bilen isimlerden biri hâline getirdi.

Meslek hayatı boyunca aldığı üstün başarı belgeleri, çalışmalarının yöneticileri tarafından takdir edildiğini gösteriyor. Ancak İden’in Iğdır’daki karşılığı yalnız resmî belgelerle sınırlı değil. Vatandaşlarla kurduğu yakın ilişkiler, anlaşmazlıklarda benimsediği uzlaştırıcı tutum ve yapıcı kişiliği, kendisine duyulan saygının önemli dayanaklarıdır. Kamu görevinin kurallarını gözetirken insanlarla bağını koruması, onun idarecilik anlayışının belirgin özelliklerinden biridir.

2019 yılında Iğdır Belediye Başkanlığına aday adayı olması da hizmet hayatının siyasete uzanan bir adımı oldu. Böylece doğup büyüdüğü şehrin yönetiminde farklı bir sorumluluk üstlenmeye talip oldu.

Çetin İden’i Iğdır’ın tecrübeli idarecileri arasında öne çıkaran, yalnız görevde geçirdiği yılların çokluğu değildir. Şehrini tanıması, insanlarıyla bağını koruması ve kamu hizmetinde kazandığı birikimi bu yakınlıkla birleştirmesidir. Onun hizmet hayatı, Iğdır’ın il oluşundan bugüne uzanan hikâyesinin de bir parçasıdır.

MEHMET EFENDİ KİMDİR?

 (Not: Bu bilgiler Metin Taşan tarafından verilmiştir) Bu resim Hıdır Şeren’in oğlunun düğününde evin bahçesinde çekilmiştir. Ortada fötr şapkası, bastonu ve bütün ciddiyetiyle oturan Mehmet Efendi’dir. Soldan sağa Cemil Bektaş, Metin Taşan (kıvırcık saçlı ve kravatlı) ve Ayhan Kölan’dır.

Mehmet Efendi giyimi ve kuşamıyla mahallemizin en saygın isimlerinden birisiydi. Başından fötr şapkası eksik olmazdı. Duruşuyla, yürüyüşündeki özgüvenle toplum adamı olduğunu belli ederdi. Çiftçi Koruma Derneği Başkanıydı. Günün büyük kısmını şehir merkezinde dostlarıyla geçirir, sohbet masalarının vazgeçilmez ismi olurdu. Mehmet Efendi, Ali Eşref Başaran’ın bahçesinde iki katlı bir evde otururdu. Ön cephesine özel işlemeli ve gösterişli bir balkonu vardı. Nazmiye isimli bir kızı vardı. Sonraki yıllar kızını, Şeref Şen’in oğluyla evlendirdi.

Mehmet Efendi’nin önemli bir özelliği toy (düğün) babalığı yapmasıydı. Düğünlerde yemek sonunda yeni çiftler için halk arasında “nemer” denilen para toplanırdı. Mehmet Efendi, para verenleri isimleriyle anons eder, “Falanca şu kadar para verdi. Oğluna kızına nasip olsun!” diyerek düğün ortamını hem neşelendirir hem de yönetirdi.

HACI MUHARREM OĞLU MEHMET ARSLAN ANLATIYOR

1944 yılında Iğdır’ın Baharlı Mahallesi’nde dünyaya geldim. Babamın adı Hacı Muharrem’di. İki annem vardı: Efruz annem ve Ziver annem. Efruz annem, ben henüz üç dört aylık bir bebekken vefat etmişti. Babam daha sonra Ziver Hanım’la evlendi. Bu evlilikten de on çocuğu dünyaya geldi.

Ailemizin kökleri Hacıağa köyüne uzanır. Babam da büyükbabam da orada doğmuşlar. Kaça-Kaç sırasında köy halkı, Ağrı tarafındaki Mengeser, Yoncalı ve Gılesor gibi köylere sığınmış. Daha sonra bu ailelerin bir kısmı Hacıağa’ya dönmüş, bir kısmı da gelip Baharlı Mahallesi’ne yerleşmiş.

Baharlı’da Arslan, Akaslan ve Akarkan soyadlarını taşıyan ailelerin hepsi, bir zamanlar Hacıağa’da yaşayan amca çocuklarıydı. Soyadı Kanunu’yla her biri farklı bir soyadı almış. Soyadlarımız ayrı olsa da aile kökümüz birdir.

Büyükbabam İskender Bey, saz çalan bir halk âşığıydı. Bu yüzden Âşık İskender adıyla tanınırdı. Kardeşi Ateş Arslan ise Ali Eşref Başaran’ın kız kardeşi Hanım’la evliydi.

Babam Hacı Muharrem, 1908 doğumluydu. Gençlik yıllarında devecilik ve koyun besiciliğiyle uğraşırdı. Dört beş çobanımız vardı. O yıllarda deve taşımacılığı önemli bir işti. Babam, 1994 yılında Antalya’da vefat etti ve orada toprağa verildi.

Baharlı’daki hayatımdan aklımda kalan hatıralardan biri de Memur Kulübü’nde çalıştığım günlerdir. 1969 ya da 1970 yılı olmalı. Mecit Hun ile Aziz Güney, ortaklaşa bir Memur Kulübü açmışlardı. Baharlı Mahallesi’nden Bayram Karatepe’yle birlikte ben de bu kulüpte çalışıyordum. Iğdır’ın tanınmış insanlarıyla ilçede görev yapan bürokratların uğrak yeriydi.

Ancak kulübün bir eksikliği vardı: Bahçesi yoktu. Kış aylarında bunun sıkıntısı pek hissedilmiyordu. Havalar ısınıp yaz gelince durum değişti. Iğdır’ın yaz sıcağında kapalı bir yerde oturmak kolay değildi. Klima da olmayınca insanlar bahçeli yerleri tercih ediyordu. Bizim kulübün müdavimleri giderek azaldı. Sonunda kulüp kapandı.

O günlerden hiç unutmadığım bir de gece yürüyüşlerimiz vardır. Gece yarısına doğru kulübü kapattığımızda Mecit Hun önden yürür, Bayram Karatepe’yle ben de yaklaşık on adım arkasından giderdik. Sokaklar karanlıktı; geceleri güvenli de değildi. Bu yüzden Mecit Hun’a evine kadar eşlik ederdik.

Kulüp kapandı, o günler geride kaldı. Ama Mecit Hun’un önde, Bayram’la benim on adım arkasında yürüdüğümüz o geceleri hiç unutmadım.

 Baharlı Mahallesi’nde Aileler

Baharlı Mahallesi’nde komşulukla akrabalık iç içedir. Aileler yalnızca aynı sokakları paylaşmaz; soy bağları ve evliliklerle birbirlerinin hayatına da bağlanır. Farklı soyadlarının ardında ortak kökler, ayrı evlerin içinde birbirine uzanan aile hikâyeleri vardır.

Ali Eşref Başaran’ın babası Sarı Bey ile Rüstem ve Lazım’ın babası Sefer Başaran amca çocuklarıydı. Aynı aile çevresindeki bazı amca çocukları ise Gülbaşaran soyadını almıştı. İmdat ve Emir Gülbaşaran aileleri, farklı soyadlarına rağmen devam eden bu akrabalığın örnekleridir. Emir Gülbaşaran’ın eşi Sandık Hanım da benim öz amcamın kızıydı. Dolayısıyla anlattığım bu ailelerin geçmişi, benim ailemin geçmişiyle de birleşir.

Baharlı’da bir ailenin hikâyesini anlatmaya başladığınızda, yolunuz başka bir ailenin geçmişine çıkar. Bir soyadını izlerken başka bir evin kapısına, oradan kendi akrabalarınıza ulaşırsınız. Bu yüzden Baharlı’nın ailelerini ayrı ayrı saymak mümkündür; fakat hikâyelerini birbirinden ayırmak kolay değildir.

HALİS ARSLAN: BİR MAHALLENİN KIRILAN UMUDU

Halis Arslan, 1950’de Iğdır’ın Baharlı Mahallesi’nde, çok yoksul bir ailede doğdu. Babası sebze yetiştirip satarak onu okuttu. Halis, bütün zorluklara rağmen Hacettepe Üniversitesini bitirdi ve Fransızca öğretmeni oldu. Mahallesinin üniversite mezunu ilk genciydi. Bir babanın emeği, bir oğlun yıllarca süren çabası sonunda karşılığını bulmuştu.

Ancak Bursa’da asteğmen olarak askerlik yaparken hayatı altüst oldu. Bir akrabasının davetiyle, askerî üniformasıyla Aydınlık hareketinin toplantısına katıldı. Aktarılanlara göre, durumun askerî makamlara bildirilmesinin ardından sorguya alındı. Bu sorgularda, zihinsel yapısını parçalamayı, iradesini kırmayı ve ruhsal dengesini bozmayı hedefleyen “soğuk işkence”ye maruz kaldığı anlatılıyor. Halis’in askerliği bitti, fakat yaşadıklarının korkusu bitmedi.

Bir süre daha öğretmenlik yaptı. Daha sonra gönderildiği Diyarbakır’ın bir köyünde, anlatılanlara göre PKK mensuplarının tehdit ve baskılarıyla karşılaştı. Ruhsal sorunları daha da ağırlaştı. Sonunda öğretmenliği sürdüremeyerek Iğdır’a döndü. Bir zamanlar okumak için Ankara’ya giden genç, artık mahallesinden dışarı çıkamıyordu.

Dostlarının yardımlarına rağmen eski hayatına dönemedi. Babasının sebze satarak okuttuğu Halis, yalnızca mesleğini değil, huzurlu yaşayabileceği yıllarını da kaybetmişti. Halis Arslan hâlâ aramızda. Geçmişte yaşadıklarını değiştiremeyiz. Ama bugün onu yalnız bırakmamak bizim elimizdedir.

 

Mustafa Gökçe, bakkal işleterek geçimini sağlıyordu.
Abdulbahri Gökçe, bakkal işleterek geçimini sağlıyordu.
Ezelhan Doğuş'un kız kardeşi Şamama Hanım, Ali Eşref Başaran'ın eşiydi."""

KÜRT NÜFUS AİLE ŞECERELERİ VE RESİMLER

SEYRAN YILMAZ ANLATIYOR

Ahmed Şemo’nun kızı Mecit Hun’un kız kardeş Seyran Yılmaz, henüz bir yaşındayken ailesi Baharlı Mahallesi’ne yerleşir. Çocukluğu bu mahallede geçer. Hatıralarında baba evini ve Baharlı’daki çocukluk yıllarını şöyle anlatır:

“Benden büyük kardeşlerim için ‘baba evi’ denildiğinde Adetli köyündeki evimiz anlaşılırdı. Çünkü onlar orada doğup büyümüşlerdi. Fakat benim için ‘baba evi’, Baharlı Mahallesi’ndeki evimiz demekti. Ben henüz bir yaşındayken ailem, Ağrı Dağı İsyanı nedeniyle Adetli köyünü terk ederek Baharlı Mahallesi’ne gelip yerleşmişti.

Arsayı babam Terekeme bir dostundan satın almıştı. Evin duvarları toprak kerpiçten yapılmış ve oldukça kalındı. Ermenilerden kalma bu binaya babam daha sonra iki oda ekletti. Evin genel planı oldukça basitti. Giriş kapısı geniş bir salona açılırdı. Her zaman çok işlek olan bu salonun sağında ve solunda iki büyük oda vardı. Bunlardan biri kiler ve erzak deposu, diğeri ise babamın özel odasıydı. Salonun diğer ucundaki kapı, ‘xanî’ dediğimiz geniş bir odaya açılırdı. Bu odanın bir köşesinde yatak ve döşeklerimiz gündüzleri üst üste yığılır, akşam olunca da ev halkı bu odada yan yana yatardı.

Evimizin önünde, suyu süzmekte kullandığımız kocaman, siyah renkli bir taş vardı. Çeşme ve artezyen suyu olmadığından, dereden taşıdığımız suyu bu taştan geçirerek çay ve içme suyu elde ederdik.

Etrafı duvarla çevrili büyük bir bahçemiz vardı. Duvar boyunca dört sıra hâlinde kavak ağacı dikmiştik. Bahçenin orta kısmına yaz aylarında yonca ekilirdi. Sonbahar ve kış aylarında 21 devemiz ile atlarımız bahçede açık havada kalırdı. Küçükbaş hayvanlarımız ise ahırlara alınırdı.”

 

 

AZERBAYCAN TÜRKÜ AİLE ŞECERELERİ VE RESİMLER

Kelbayı İbrahim Bayat'ın eşi
Kelbayı İbrahim Bayat'ın eşi

Bu şecerede, biri Kürt biri Azeri iki aile arasındaki dostluğun kuşaklara ve hatta çocukların adlarına nasıl yansıdığını gösteren anlamlı bir aile hatırasına da yer vermek isterim.

Hasan Bayat, aslen Alıkızıl, bugünkü adıyla Yukarı/Aşağı Topraklı köyleri çevresindendir. 1950’li yıllardan itibaren bu yöredeki yedi köyün muhtarlığını, Ali Mirze Bey’in oğlu Hacı İsa Yiğit yürütür. Muhtarlık vesilesiyle başlayan tanışıklık zaman içinde sıradan bir komşuluk ilişkisinin çok ötesine geçer; Bayat ve Yiğit aileleri arasında güçlü, samimi ve kalıcı bir dostluk kurulur.

Bu dostluğun en güzel nişanelerinden biri, iki ailenin çocuklarına verilen isimlerde yaşar. Hacı İsa Yiğit’in üç oğlu dünyaya geldiğinde Hasan Bayat, duyduğu yakınlığın ve bağlılığın bir göstergesi olarak bu çocuklara kendi adı Hasan ile kardeşleri Hüseyin ve Ali’nin adlarının verilmesine vesile olur. Böylece üç kardeşin adı, Yiğit ailesinin yeni kuşağında yaşamaya devam eder.

Bu vefa tek taraflı kalmaz. Hacı İsa Yiğit de daha sonra Kelbayı İbrahim Bayat’ın oğulları Sebahattin, Alaattin ve Serhat’ın isim babası olur.

Böylece iki aile arasındaki dostluk yalnızca hatıralarda değil, çocukların adlarında da nesilden nesile taşınır. Hasan, Hüseyin, Ali; Sebahattin, Alaattin ve Serhat… Bu isimlerin her biri, Bayat ve Yiğit aileleri arasında yıllar önce kurulmuş dostluğun bugün hâlâ yaşayan birer hatırasıdır.

Not: Baharlı Mahallesinde kap kacakları kalayla kaplayan, temizleyen ve yenileyen zanaatkârlar bu aileden çıkıyordu.
Hacı Ali Asker Bağcı, uzun yıllar faytonculuk yaparak ailesinin geçimini sağladı.
Banu Hala, tandır ustasıydı; uygun toprağı seçip hazırlayarak tandır yapar ve geçimini bu zanaatla sağlardı.
Sınırlardan Ortaklığa: Güney Kafkasya'nın Üçüncü TRANSKAFKASYA Arayışı ve Bölgesel Bütünleşme

Sınırlardan Ortaklığa: Güney Kafkasya'nın Üçüncü TRANSKAFKASYA Arayışı ve Bölgesel Bütünleşme

Değerli Okuyucular, Güney Kafkasya, dünya haritasında küçük bir coğrafyadır. Fakat haritaya biraz daha geniş açıdan bakıldığında, bu küçük bölgenin dünyanın en önemli geçiş alanlarından birinde bulunduğu hemen görülür. Doğusunda Hazar Denizi ve Orta Asya, batısında Anadolu ve Karadeniz, kuzeyinde Rusya, güneyinde İran vardır. Asya ile Avrupa arasında uzanan kara ve

Mücahit Özden Hun
Bir Zamanlar Baharlı Mahallesi (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

Bir Zamanlar Baharlı Mahallesi (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

IĞDIR BELEDİYE MECLİSİNE ÇAĞRIMDIR: BAHARLI MAHALLESİ, İSMİNİ VE ONURUNU GERİ İSTİYOR Ben Baharlı Mahallesi’nde doğdum. Bu yazıyı yalnızca eski bir mahalle adını hatırlatmak için yazmıyorum. Gençleri işkence görmüş, aileleri korku içinde yaşamış, ardından tarihî adı değiştirilmiş bir mahallenin geçmişini ve bugün dile getirdiğim itirazı anlatmak için yazıyorum. Bugün belediyenin

Mücahit Özden Hun
Bir Zamanlar Baharlı Mahallesi ve Terekemeler (Birinci Bölüm)

Bir Zamanlar Baharlı Mahallesi ve Terekemeler (Birinci Bölüm)

BİR MAHALLENİN HAFIZASI: MECİT TAŞAN’IN BAHARLI MAHALLESİ Bazı yerler yalnızca sokaklardan, evlerden ve bahçelerden oluşmaz. İnsanlarıyla yaşar; sesleriyle, düğünleriyle, acılarıyla, lakaplarıyla, komşuluklarıyla ve ardında bıraktığı hatıralarla bir kimlik kazanır. Baharlı Mahallesi de Iğdır’ın böyle yerlerinden biridir. Bugün eski evlerin birçoğu yok. O evlerin avlularında oynayan çocukların kimi başka

Mücahit Özden Hun